15 Mart 2015 Pazar

BFF Tag | Yorum

Betty Queen bloğunun sahibi Asena bizi BFF Tag'e davet etti. Tag daveti gelir de biz yapmaz mıyız? Hemen atladık tabii :D İyi seyirler herkese :)








14 Mart 2015 Cumartesi

Kitap Kahramanları ve Biz Tag | Vlog

Selam milleet :D Bu sefer bir tag videosuyla karşınızdayız. Bu videoyu uzun zaman önce yayınladık ancak daha yeni girebiliyoruz bloga, kusura bakmayın :( Biz çekerken çok eğlendik, umarız izlerken siz de en az bizim kadar eğlenirsiniz :*


2 Mart 2015 Pazartesi

2015 Şubat Ayında Okuduğumuz Kitaplar | Vlog

Herkese merhaba :D Ay sonunda neler okumuşuz bir bakalım dedik ve yeni video çektik. Umarız ki beğenirsiniz. Keyifli seyirler şimdiden ^^ Yorumlarını eksik etmeyin lütfen ;)


15 Şubat 2015 Pazar

2014'ün Enleri | Vlog

Herkese merhabaaa *_* Başka bir videoyla daha karşınızdayız. Evet, ilk videomuzda bir sonraki video şubat sonunda gelir demiştik, onun üstüne iki video daha yayınladık :D Bu videoda 2014 yılında okuduğumuz ve sevdiğimiz 14 kitabı yorumlamaya çalıştık. Umarız ki izlerken eğlenirsiniz. Keyifli seyirler ^,^


5 Şubat 2015 Perşembe

Postacı Kapıyı Çalmayacak | Yorum || Vlog

Merhaba! Yeni bir video ile karşınızdayız. Eğer zamanınızı ayırıp izlerseniz üstüne bir de yorum yaparsanız bizi çok çok mutlu etmiş olursunuz *,*

31 Ocak 2015 Cumartesi

2015 Ocak Ayında Okuduğumuz Kitaplar | Vlog

Herkese merhaba :D Bugün ilk defa video çektik *konfetilerpatlar* İlk videomuz Ocak ayı içerisinde okuduğumuz kitaplardan oluşuyor. Kitapları tanıttık ve kısaca fikirlerimizi belirttik. Her ay sonunda bu şekilde videolar çekmeyi planlıyoruz. Ay sonu videoları dışında taglar olursa onları çekebiliriz ya da ay içinde aynı kitabı okuduysak onların yorumunu yapabiliriz. Anlayacağınız ne yapacağımız belli değil :D Video için elimizden geleni yaptık. Umarız beğenirsiniz ve bizleri de aranızda görmekten mutluluk duyarsanız ^_^ Şimdiden İyi seyirleer!


30 Ocak 2015 Cuma

Anna Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake | Yorum

DÜŞÜNCELER ZAMANLA BULANIKLAŞIP KAYBOLUR AMA GÖZLER HİÇBİR ŞEYİ UNUTMAZ...
Orijinal Adı: Anna Dressed in Blood (Anna #1)
Türü: Fantastik, paranormal, korku, doğaüstü, genç yetişkin

YORUM

Thesus Cassio Lowood. Ana karakterimiz Cas bir hayalet avcısı, kendisine böyle hitap edilmesini sevmese de öyle. 14 yaşından beri, yani 3 senedir, bu işle uğraşıyor. Şu hayalet avcılığı meselesinden dolayı annesi ile oradan oraya taşınıyorlar. Anna adında bir hayalet ile ilgili büyük bir ihbar alan Cas annesi ile birlikte Thunder Bay'e doğru yola çıkıyor. 

Thunder Bay'e gidip Anna ile karşılaştığında ise bu hayalette farklı bir şeyler olduğunu, bu işin diğerleri kadar kolay olmayacağını anlıyor. Anna hem çok güçlü bir hayalettir hem de Cas'in içindeki ses bu işte yanlış bir şeyler olduğunu söyler. Tüm bunlara rağmen küçüklüğünden beri babasını öldüren hayaleti haklamak için araştırmalar yapan Cas Anna'yı yok ettiği zaman babasını öldüren hayalet ile karşılaşacak seviyeye ulaşabileceğini düşünüyor. Böylelikle, Anna'yı yok etmek için, Thunder Bay'de edindiği yeni arkadaşları ile birlikte planlar yapıyor. 

Uzun zamandır okuduğum en iyi fantastik kitaplardan biriydi. Gerçekten çok sevdim. Bir kere kitap klişelerle dolu değildi ve kesinlikle çok ama çok komikti. Karakterler çok samimiydi. Cas'i, Anna'yı, Thomas'ı, Carmel'i hepsini çok sevdim ya. Anna'yı ayrı bir sevdim, erkek olsam aşık olabilirdim. Kız halimle bile olabilir gerçi :D Kendimden şüphelenmeli miyim? Özellikle Carmel'in okulun en popüler kızı olmasına rağmen insanları küçümsememesi çok hoştu. Tebrik ettim. 

Sevdiğim karakterlerin dışında sevmediklerim de vardı tabii ki. Mesela Will. Tam bir gerizekalı. Oysa ki kitabın başlarında sanki Will'i sevecekmişim gibi bir titreşim hissetmiştim. Zekice cevaplar veriyordu ve.. Başka bir şey bulamadım :D Hep hayal kırıklığı.

Anna'nın hikayesi o kadar acıydı ki... İnsan Anna'ya acımadan edemiyor. Başına gelenleri hiç hak etmemiş bir kızın daha sonra kendi yaptıklarına engel olabilmek için elinden hiçbir şey gelmemesi ise ayrı bir acıydı. 

Kitabın sonrasına doğru aksiyon arttı ve şok üstüne şok geçirdim. Buraya bir sürü şey yazabilirim kitabın sonuna dair ama spoiler yemiş olursunuz. Merak etmeyin, bu kötülüğü size yapmayacağım. Şimdi ikinci kitap olan Anna Lanetli Kızın Hayaleti'ni okumaya gidiyorum, görüşürüüüüz!

ALINTILAR

Thomas boğazını temizledi. "Bu benim büyükbabam Morfran Starling Sabin."
Bir gülme isteği geldi içime. "Neden siz gotikler hep kendinize böyle ilginç isimler verirsiniz?"
"Kendisine Theseus Cassio diyen bir çocuktan nasıl sert sözler çıkıyor böyle?"
-s.88

"Carmel çok güzel bir kız," dedi umutlu bir ses tonuyla.
"Thomas da öyle düşünüyor."
Annem içini çekip gülümsedi. "İyi. O, bir kadının dokunuşunu hissedebilecek o zaman."
"Anne," diye homurdandım. "İğrençsin."
-s.188

Bu iş bittikten sonra hayatımızın nasıl olacağını merak ediyordum. Eğer hepimiz buradan sağ çıkabilirsek ne olacaktı? Her şey eski haline mi dönecekti? Carmel bizimle yaşadığı bu macerayı unutacak mıydı? Thomas'ı hayatından çıkaracak ve okulun merkezi olmaya devam mı edecekti? Böyle bir şey yapmazdı herhalde, değil mi? Ama az önce beni Vampir Avcısı Buffy'ye benzetmişti. Şu anda onun hakkında pek de iyi şeyler düşünmüyordu.
-s.337

26 Ocak 2015 Pazartesi

Tersyüz - Amy Harmon | Yorum


"Tersyüz, sevginin, arkadaşlığın, kaybetmenin ve hayata dair ikinci bir şansın, duygusal, yürek burkan ama aynı zamanda içinizi ısıtacak, kolay kolay unutamayacağınız öyküsü." 
-Tuğçe'nin Kitaplığı-


Orijinal Adı: Making Faces 
Türü: Romantik, yeni yetişkin, genç yetişkin

YORUM

Kitabı dün akşam bitirdim ve inanın hala etkisinden çıkamadım. Gerçekten beni sarsan bir kitap oldu. Kalbime dokundu, beni çaresiz bıraktı. Biliyorum ki bu yorumu yazarken kendimi ifade edemeyeceğim ve ne söylersem söyleyeyim yarım kalacak, yeterli olmayacak. Şimdiden sizden özür diliyorum.  

Tersyüz'e başlarken kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu. O kadar ki konusuna bile fazla dikkat etmemiştim. Ta aylar önce kitabın Yabancı'dan yayınlanacağı haberi ilk çıktığında göz atmıştım kitaba ve alınacaklar listeme eklemiştim. Tersyüz'e dair hiçbir yorum okumadım şimdiye kadar. Kasıtlı yaptığım bir şey de değil, oysa ki bir kitabı almadan önce mutlaka sevdiğim bloggerların yorumlarını dikkate alırım. Peki sorun bana pişman mıyım? Tabii ki değilim.

Tersyüz gerçekten de günümüz Güzel ve Çirkin'i. Ama ben bu kitabı nasıl anlatacağım şimdi, en büyük sorun bu. Kitapların konularını aktarma olayında hiçbir zaman iyi olmadım. Hele ki beni böylesine etkileyen kitaplarda. Bu yüzden tanıtım bültenini yazıp üstüne birkaç şey eklemekle yetineceğim.

"Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young'a âşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar… Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikâyesi... Hayatı, benliği, güzelliği kaybetmenin hikayesi... Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının, sıradan bir kıza olan aşkının hikâyesi... Kalp kırıklığının üstesinden gelen bir arkadaşlığın ve bilinen kalıpların dışına çıkan bir kahramanın hikayesi... Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın Güzel ve Çirkin'i...

(Tanıtım Bülteninden)"

Bunun üzerine eklemek istediğim konu Bailey. Bailey öyle bir karakter ki... Hayata dair, ölüme dair, umuda dair  her şeyi tek bir karakterde toplamış yazar. Bir insanın içinin güzelliğinin dışına nasıl da yansıyacağına şahit oluyorsunuz Bailey'i okurken. Ölümden korkmamayı, tüm olumsuzluklara rağmen hayatın tadını çıkara çıkara yaşamayı öğreniyor insan. Daha fazla anlatamıyorum. İnanın elimden gelmiyor daha fazlası.

Kitapta beni rahatsız eden tek konu, kitabın "11 Eylül" olayları sırasında geçmesiydi. Bu tip konularda hassas birisi olduğum için beni rahatsız etti açıkçası. 

Dediğim gibi kitaba başlarken konusu hakkında çok az bilgim vardı bu yüzden de böyle duygusal olmasını beklemiyordum. Belki de bundan dolayı böyle sarsıldım, hala etkisinden çıkamıyorum ve anlatmakta bu kadar çok zorlanıyorum.

Başlarda yazarın dilini acemice bulmuştum çünkü karakterler arasındaki geçiş sağlam değildi ve yazar sürekli aynı tamlamaları kullanıyordu. Hatta sırf bu yüzden 4 puan vermeyi düşünmüştüm. Ancak ilerleyen sayfalarda bunlar yok olmaya başladı ya da benim gözüme batmadı, bilmiyorum. Sonra fark ettim ki bu kitaba 4 vermek gerçekten büyük bir haksızlık olur benim açımdan. En başta da Bailey'e haksızlık olur. Her şeyi geçtim Bailey'e...

Sizi gerçekten etkileyecek, can evinizden vuracak, kalbinize dokunacak bir kitap arıyorsanız en doğru adres Tersyüz olur. Bu kitaba bir şans verin.İnanın pişman olmazsınız.

ALINTILAR


Bailey'in yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. "Ya da arka bahçenizdeki bir ağaçtan düşebilirsin, Fern," diye hemen konuya katıldı. "Belki de o kadar çok kitap okusun ki kafan patlar."
-s.32

"Keşke yaşam kitaplarımdakilere daha çok benzeseydi," diye söylendi Fern. "Kitaplardaki ana karakterler asla ölmezler. Eğer ölürlerse hikaye ya mahvolur ya da biter."
Bailey, kalabalık koridorda kendine yol açarak ilerleyip en yakın çıkıştan bir kasım öğleden sonrasına çıkarkan, "Herkes birileri için ana karakterdir," diye yorum yaptı.
-s.34

Eğer acıyı yaşamazsa ellerinden kayıp gitmesin diye iki eliyle sımsıkı tuttuğu mutluluğu tekrar hissetme umudunun değerini bilmezdi.
-s.317

23 Ocak 2015 Cuma

Marslı - Andy Weir | Yorum



Orijinal Adı: The Martian
Türü: Bilimkurgu

YORUM


  Son zamanların ortalığı sallayan kitaplarından biriyle karşınızdayım. Aslında Mayıs'a kadar kendime kitap almama yasağı koymuştum ama tabi ki de dayanamadım ve aldım. Çünkü kitap için çok olumlu yorumlar vardı ve dedim Mirayda, sen bu kitabı almak için Mayıs'a kadar sabredemezsin.

  Makine mühendisi, botanist ve doğal olarak astronot olan Mark Watney yıllardır planlanan bir Mars görevi için ekibiyle birlikte Mars'a gider. Fakat yaklaşık 6 gün sonra bir felaket olur, ekip gezegeni terk etmek zorundadır. Mark ise yaralanır ve ekibi onu kurtaramaz. Dünya'ya Mark olmadan dönmek zorunda kalırlar. Aynı zamanda Mark'ın öldüğünü düşünmektedirler. Ama Mark hayattadır ve çok uzun bir süre Mars'ta tek başına ölüm kalım mücadelesi verecektir.


  Kitabın dili çok eğlenceliydi ve çeviri harikaydı bence. Çok fazla bilimsel terim vardı ama zaten kitap içinde bunların ne anlama geldiğini not düştükleri için herhangi bir sıkıntı çekmedim. Ayrıca Andy Weir, sen nesin be adam? Nereden biliyorsun bu kadar şeyi hayret ettim. Tabir yerindeyse yazar dersine çok iyi çalışmış. Zaman zaman sanki olmuş bir olayı okuyormuşum gibi hissettim. O kadar gerçekçiydi.

  Kitap tek bir mekanda geçmiyor aslında. O sırada Dünya'da neler olduğuyla ilgili bölümler de var. Ama eğer sadece Mark'ın olduğu bölümleri yani Mars'taki bölümleri ele alırsam tek mekanda gerçekleşmesine rağmen sıkmadı beni. Sürekli bir olay vardı.

  Kitapta öyle güzel espriler vardı ki yer yer kahkaha attım. Mark Watney gerçekten herkesin sevebileceği bir karakter. Filmini sabırsızlıkla bekliyorum.

  Son olarak kitabın kapağından bahsetmek istiyorum. Okuduğum blog yazılarında kimse bahsetmemiş bundan. Kitabın kapağı dokunduğunuzda yumuşak bir his veriyor. Kitabı okumadığım zamanlarda psikopat gibi sürekli kitabın kapağıyla oynadım. Bütün İthaki kitaplarının kapakları böyle olsa mesela? Güzel olur bence :D

                                               ALINTILAR


"Anlık bir karar mı alacağız?" diye sordu Bruce Ng. 
"Aynen öyle," dedi Venkat. 
"Bunu nasıl bildin?" diye sordu Annie, ufaktan sinir olmaya başlarken. 
"Elrond," dedi Bruce. "Elrond konseyi. Yüzüklerin Efendisi'nden. Tek yüzüğü yok etme kararını aldıkları toplantı."
 "Tanrım," dedi Annie. "Lisede hiçbiriniz sevişmediniz, değil mi?"
-syf.229


"Ölümcül derecede tehlikeli olduğunu itiraf ediyorum," dedi Watney. "Ama şunu bir düşün: Demir Adam gibi uçma imkanım olacak."
"Biz yeni fikirler üzerinde düşünmeye devam edeceğiz," dedi Lewis.
"Demir Adam, Kumandanım. Demir Adam.
"Beklemede kal," dedi Lewis.
-syf.398








  

20 Ocak 2015 Salı

Hiçliğin Kıyısında - J.A.Redmerski | Yorum

Tesadüf, yazgıya verilen hayali bir isimden ibarettir...

Orijinal Adı: The Edge of Never (The Edge of Never #1)
Türü: Romantik, genç yetişkin, chick lit

YORUM

Camryn hayatının aşkı olarak tanımladığı erkek arkadaşı Ian'ı mezuniyet gecesinden bir süre önce trafik kazasında kaybetmiş, alkollü araba kullandığı için birinin ölümüne sebep olan abisi hapse girmiş ve anne babası ayrılmış 20 yaşında, alışılmışın dışında düşünceleri olan bir sarışın. 

En yakın arkadaşı Natalie'nin sevgilisi Damon Camryn'e asılınca Cam bu olanları Natalie'ye anlatır ancak arkadaşı onu iftira atmakla suçlar. Yaşadıklarına katlanamayan Cam bir sabah çantasına birkaç parça eşya doldurur ve yollara düşer. Yolculuğu sırasında Andrew adında yeşil gözlü bir yakışıklı ile tanışır. Andrew Camryn'i taciz olayından kurtarınca beraber yolculuk etmeye karar verirler. 

Cam, cenaze türenleri dışında nadiren koyu renk kıyafet giyen, rahat bir tipken en yakın arkadaşı Natalie, Fight Club filminden beri Jared Leto'ya aşık bir rockçı. (İşte burada, tam olarak bu satırı okuduğum anda, kitap gönlümü fethediyor ve kalbimin baş köşesine kuruluyor. Çünkü Jared Leto...)

Kitabı okumaya başladığımda "Sonunda klişelerle dolu olmayan bir genç yetişkin romanı, yeeey!" demiştim ki.... Baaaam!! Peki klişe olan yer neresi? Damon'ın Cam'e asılması. Çünkü Damon da Natalie kadar eski bir arkadaşı ve, öyle işte.

Şimdiiii Andrew'a gelecek olursak *gözleriyerinekalpolanifade* Andrew'un korumacı tavırları, alaycı gülümsemesi, hafif belalı tipi vs. bence çok hoştu. Bence Andrew'a dair her şey çok hoştu gerçi ama, o konulara girmeyelim. Her şeyden önce Andrew zorlama bir karakter değil, gerçekten çok doğal. Tamam gizemli birisi ama hiç gülmeyen, yaşamaktan nefret eden bir tip de değil. Gayet de her şeye gülebilen, deli dolu, esprili bir genç. İşte bunlar ve daha fazlası sebebiyle Andrew da 'platoniklerim' listesine eklenebilir. Evet, kesinlikle eklenir. 

Kitapta beni en çok rahatsız eden şeylerden biri çok fazla cinsellik içeren sahne olmasıydı. Zaten ben böyle kitapları doğru düzgün okuyamayan bir insanım, çok rahatsız eder beni ki zaten o bölümleri atlaya atlaya okudum. Hayır yani, ne var o kadar açık anlatmanın? Sanki üstü kapalı yazsan ölürsün. Anlamıyorum ki.

Beni rahatsız eden daha doğrusu tatmin etmeyen, yetersiz bulduğum bir diğer konu ise kitaptaki duygu aktarımıydı. Yazar duyguları okuyucuya geçirme konusunda başarısız olmuştu bence. Kitapta geçen atmosferlere bir türlü giremedim. Cam'in üzüldüğü yerlerde üzülemedim, heyecanlandığı yerlerde heyecanlanamadım falan. Mesela Eğer Yaşarsam'da böyle bir sorun yaşamamıştım. (Bu arada onun yorumunu da en kısa zamanda gireceğim.) Şimdi siz diyorsunuz ki, 'Ne alaka Eğer Yaşarsam?'. Çünkü içinde müzik geçiyor. Evet, çok mantıklı, farkındayım. 

Müzik, klasik rock, kitap, Redmerski... Seni seviyorum Redmerski *,* Kitapta geçen parçalar bu kadar mükemmel, o kadar harika, o kadar efsane olamazdı. Olamaz yani. Bir insanın sevdiği tüm gruplar mı geçer bir kitapta? Alice in Chains, Aerosmith, The Eagles, Kansas, The Rolling Stones... Daha var da var.

Bu tip gençlik kitaplarını seviyorsanız kesinlikle okuyun derim. Gerçekten değişik bir konusu olan çok güzel bir kitaptı. Bahsettiğim o iki durum olmasaydı benden 5 puanı havada karada kapardı :D

KİTAPTA GEÇEN BİRKAÇ PARÇA

Alice in Chains - Would


The Rolling Stones - Laugh, I Nearly Died


The Eagles - Hotel California





18 Ocak 2015 Pazar

Tatlı Şeytan - Wendy Higgins | Yorum



Orijinal Adı: Sweet Evil (The Sweet Trilogy #1)
Türü: Paranormal, genç yetişkin, romantik


YORUM

  Esas kızımız Anna çok edepli ve uslu bir kızdır bu yüzden yaşıtları tarafından küçümsenir. Doğru düzgün yalan söylemeyi bile beceremez. Üvey annesi Patti ile yaşamaktadır.En yakın arkadaşı Jay ile bir konsere gittiğinde esas oğlanımız Kaidan'ı görür ve gözlerini ondan alamaz. Kaidan grubun bateristidir ve çok çok çekicidir. Kaidan da Anna'yı görür ve dikkat kesilir çünkü nişanı normalden farklıdır ve çok dikkat çekmektedir. (Kitabı okuyunca nişanın ne olduğunu anlarsınız :D) 

  Sayfalar akıp gittikçe birbirleri hakkındaki gerçeği öğrenirler. İkisi de birer nefil, ikisi de iblislerin çocukları. Fakat arada bir fark var. Kaidan'ın annesi insan babası iblisken, Anna'nın annesi melek babası iblistir.  Kaidan ve Anna'nın babaları sıradan iblisler değiller ama. İkisi de birer günahla bağdaşmış dükler. Mesela Kaidan'ın babası şehvet düküyken -eminim ki çok şaşırdınız- Anna'nın babası bağımlılık dükü. Kitap ana hatlarıyla bu şekilde.

  Kitaba başladığımda yine mi aynı konu diye düşünmedim değil. Ama yazar çoğu paranormal kitapta görebileceğimiz bir konuyu farklı açıdan sunmuş bize. Renklerle duyguların bağdaştırılması olsun dükler olsun bunlar çok hoşuma gitti. Farklı bir şey okuyunca seviniyor insan.

  Anna ve Kaidan arasındaki ilişki dengeliydi bence. Sadece Anna biraz yapışkan ve saf bir karakter gibi. Sadece bu rahatsız etti beni. Tamam bazı şeyleri bilmezsin ama bu kadar da olmaz. Ayrıca bi' insan neden en küçük şeye bile ağlar? Bu kadar ağlayacak ne vardı?

  Konuya pat diye girmeyip nefillerin özelliklerini, nefil dünyasında nasıl kurallar olduğunu ve bunların nasıl işlediğini sindire sindire ve olaylar gerçekleştikçe anlatması çok iyiydi.

  Beni rahatsız eden bir başka nokta da aşk üçgeni oldu. Acaba yazarlar her kitapta bir aşk üçgeni falan olması gerektiğini mi düşünüyorlar. Bu kitapta Kopano adlı karakter çok gereksizdi bence. Saçma sapan bir aşk üçgeni oluşsun diye yaratılmış bir karakter bana göre. O üçgen de nasıl oluştu anlayamadım zaten. Belki devam kitaplarında bir şeyler olur ve Kopano bu amaçsızlıktan kurtulur diye düşünüyorum.

  Eğer artık sıradan nefil kitaplarından bıktıysanız ve farklı bir şeyler okumak istiyorsanız bu kitap size göre. Şiddetle öneriyorum :D




17 Ocak 2015 Cumartesi

Yabancı - Melissa Landers | Yorum



                                                Orijinal Adı: Alienated (Alienated #1)                                            
Türü: Genç yetişkin, paranormal, YA, romantik


YORUM


 Öncelikle kitabın basımının müthiş olduğunu belirtmek istiyorum. Go Kitap harika bir iş çıkartmış. Zaten kitaplarının hepsinin mıknatıslı olması da ayrı bir olay. 

  Kitabın konusuna gelecek olursak, okulun birincisi ve münazara başkanı olan Cara Sweeney bir gün gezegenler arası öğrenci değişim programı için seçilen üç kişiden biri olduğunu öğrenir. İlk başta bazı sebeplerden dolayı bunu reddetmeye çalışsa da sonunda bunun üniversite bursu için harika bir fırsat olduğuna ikna olur.

  Cara'nın annesi L'eihrlilerin kanser için bulduğu bir tedavi sayesinde hayatta kaldığı için bütün aile L'eihrlilere minnettardır. Bunun yanında Cara'nın sevgilisi Eric tam bir L'eihr düşmanıdır. Okulda çoğu öğrenci de aynı düşüncede olunca Cara arkadaşları tarafından dışlanır.

 Değişim programıyla Dünya'ya gelen Aelyx ve arkadaşları günlerce buraya alışmaya çalışırlar. Aelyx, Cara ile vakit geçirdikçe ona karşı bir çekim hissetmeye başlar. Bu çekim karşılıksız da değildir. Ama Aelyx ve arkadaşlarının sırları vardır ve bu sırların sonuçları pek de iç açıcı olmayacaktır.




  Kitaba başlarken  hiçbir beklentim yoktu hatta öyle ki bir beklenti oluşmasın diye kitap hakkındaki yorumları bile okumadım. İlk 50 sayfa boyunca kitaba bir türlü ısınamadım ve içine giremedim. Büyük ihtimalle bu talihsizliği 'Kralkatili Güncesi' gibi dolu dolu yazılmış bir seriden sonra bu kadar basit dilli bir kitap okuduğum için yaşadım. Kesinlikle kitabı küçümsemiyorum. İlerleyen sayfalarda gerçekten eğlenmeye başladım. Tam bir gençlik kitabı zaten. Aelyx ve Cara arasındaki diyalogları okurken gülmemeniz imkansız. 

  Eğer şu sıralar kafanız çok doluysa ve biraz rahatlamak istiyorsanız mutlaka okuyun derim. Çok fazla olay ve aksiyon yok fakat çok eğlenceli bir kitap :D

                                                          

                                              ALINTILAR

"Bugün biraz araştırma yaptım," dedi.
"Neyle ilgili?"
"Kırık bir kalbin nasıl onarılacağıyla ilgili. Ve birkaç şeye daha baktım," diye Aelyx yerden kalkıp kotundaki hayali tozları silkeledi. "Tavsiyelerden bir tanesi kozmetik işlemlerle alakalıydı. Kusura bakma ama sana pedikür yapmayacağım."
-s.232


  Cara ağzının kenarına bulaşan çikolatayı yalayarak "Anne, bugün arabayı biz alabilir miyiz?" diye sordu. "Eğer yürürsek sırılsıklam..."
  "Öhöm," diye araya girdi babası. "Ben gençken..."
  "Evet, evet," diye bu kez de onun sözünü kesti Cara. "Okula giderken karda çıplak falan yürüyormuşsunuz. Ben arabayı alabilir miyim?"
-s.289


  "Sadece iki soru sorup gideceğim."
  Cara babasının inatçı duruşuna aynı şekilde karşılık vererek elini kalçalarına dayadı.
  "Bir," diye başladı Bill. "Ne çalışıyordunuz?"
  "Periyodik cetvel."
  "İki," diyen Bill doğrulup kızgın bir ayı gibi dikleşerek Cara'nın kazağının önünden fırlayan etiketine parmağıyla bir fiske vurdu. "Neden kazağının hem içi dışına çıkmış hem de arkası öne gelmiş?"
-s.346









12 Ocak 2015 Pazartesi

Tut Elimi - Rebecca Donovan | Yorum

Yaşamak bir seçenek miydi hala? 
Aşkın ve kaybın dengesinde, uğruna mücadele edeceğim şeyi aşk belirledi ve eğilip fısıldadı kulağıma: Tut Elimi...


Orijinal Adı: Reason to Breathe (Breathing #1)
Türü: Genç yetişkin, romantik, yeni yetişkin, dram

YORUM


Aslında bu kitaba başlamadan önce bayağı umutluydum. Neden peki? Hiçbir fikrim yok, sadece öyleydi. Ve büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Kitaba başladığım ilk zamanlar bırakmayı bile düşündüm. Sonra kitabın finaline dair ilginç yorumlar okudum ve merakıma yenik düşerek okumaya devam ettim. Benim açımdan etkileyici bir final değildi, bunu söylemeliyim.

Emma, amcası ve yengesi ile kalan oldukça başarılı, sportif ve zeki bir kız. Zaman zaman yengesi tarafından şiddete maruz kalıyor. Kendini kurtarabilmek için derslerine ağırlık veriyor, her türlü etkinliğe katılıyor ve üç ayrı okul takımında yer alıyor. Tabii bunların yanında etrafındakilerle sosyal ilişkisini minimum düzeyde tutuyor ve kimseyi hayatına dahil etmemeye çalışıyor. Bu yüzden tek bir yakın arkadaşı var, Sara. 


Sara, okulun popüleri ve herkes tarafından sevilen bir karakter. Emma, Sara ile arkadaş oldukları ilk zamanlarda Sara'nın kendisine acıdığı için onunla arkadaşlık ettiğini düşünüyormuş ancak zaman geçtikçe gerçekten dostu olduğunu anlamış. Sara, Emma'nın yaşadıklarını bilen tek kişi. Bu duruma tahammül edemese de Emma'nın ısrarları ile her şeyi kendisine saklayıp, her zaman arkadaşına destek olmaya çalışıyor. 

Tabii bir de olmazsa olmazımız Evan var. Evan mavi-gri gözlere, keskin yüz hatlarına ve kahverengi saçlara sahip gerçekten yakışıklı bir oğlan. Emma ile tanışmaları gazetecilik kulübünde tartışmaları ile gerçekleşiyor. Daha sonra Evan sürekli Emma'nın karşısına çıkmaya başlıyor ve onunla konuşmaya çalışıyor. Başta uzak durmak istese de daha sonra Evan ile arkadaş kalmaya karar veriyor Emma. 

Klasik bir genç yetişkin romanından daha fazlasını bulamadım Tut Elimi'de. İsterdim ki kitabı çok seveyim, bir solukta okuyup bitireyim. Ama olmadı ve bu beni üzüyor. Kitapta çoğu olayın mantıklı bir açıklaması bile yok. En başta, yengesinin neden Emma'yı sevmediğine dair. Tamam, evinde olmasından rahatsız oluyor falan ama yaptıkları için bunlar yeterli nedenler gibi gelmedi bana. Bunun altında daha değişik ve afallatan bir olay beklerdim. Ayrıca Evan'ın kitabın başlarındaki dengesiz hareketlerine dair küçücük de olsa bir açıklama yok. Bunlar ve bunlara benzer bir çok açıdan bana yetersiz geldi kitap. Belki devam kitaplarında bunlar açıklığa kavuşur ama gerçeği söylemek gerekirse pek sanmıyorum.


Dediğim gibi oldukça umutluydum ve hayal kırıklığı yaşadım. Ayrıca kitabın sonunda beni şaşırtan bir olay da olmadı. Zaten bu şekilde bir son bekliyordum ama yorumları okuduğumda güzel bir şey çıkacak diye gerçekten meraklanmıştım. Ha, devam kitaplarını okur muyum? Evet. Önerir miyim? Hmmm, yorum yok.



11 Ocak 2015 Pazar

Kralkatili Güncesi 2.Gün: Bilge Adamın Korkusu - Patrick Rothfuss | Yoru


                                                                  BENİM ADIM KVOTHE
              Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim.              Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu                      insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının                        gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında                           geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. 
                                                                Belki  beni duymuşsunuzdur.


                             Orijinal Adı: The Wise Man's Fear (The Kingkiller Chronicle #2)
                                            Türü: Epik fantezi, bilim fantezi, high fantasy
                                                                        Goodreads

                                                                       
                                                                      YORUM

  Herkese merhaba! İlk kitap yorumumu kitaplığımdaki en kalın kitapla yapacağım ve bu beni biraz korkutuyor açıkçası. Bu seriye daha önce de başlamayı düşünüyordum ama Ceyda'nın bitmek bilmeyen ısrarları üzerine hemen aldım. Ben aldığımda iki kitapta %50 indirim vardı ve ikisini birden 42 tl gibi çok uygun bir fiyata almıştım. Şu anda idefix'te iki kitap birden 63 tl'ye satılıyor.

  Bu kitap insana huzur veren cinsten bir kitap. Aslında genel olarak bakınca gayet normal bir anlatımı var gibi gözüküyor ama okurken insan bambaşka hissediyor kendini. Ben ki kitaplarda asla uzun bölümlere dayanamayan biri olarak 25-30 sayfalık bölümlerde bile sayfaların nasıl akıp geçtiğini anlayamadım. Bunu da Rothfuss'un mükemmel kalemine vermek lazım. 

  Kvothe'nin Yoltaşı hanında anlattığı hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. Hikayeyi anlatmasının ikinci gününü okuyoruz bu kitapta. Kitap tam olarak 1139 sayfa. Kalınlığının yanı sıra o kadar ağır ki elimin günlerce ağrıdığını bilirim. Ama bu okumama engel miydi? Tabii ki hayır. Ayrıca geriye kalan çözülmemiş gizemleri göz önünde bulundurunca son kitabın 3000-5000 sayfa arası olmasını bekliyorum. Hayır beklemiyorum, istiyorum! Daha aşağısı beni kesmez çünkü bu seriye 1000 sayfalık bi' kitapla falan veda edemem :'(

  Kvothe yine Üniversite'de öğrenimine devam etmesine rağmen ilk kitapta rüzgarı çağırıp Ambrose'un kolunu kırdığı ve bunu herkesin gözü önünde, Imre'de yaptığı için demir yasalarına uymamakla suçlanıyor. Bu nedenle arkadaşları ve öğretmenleri okula bir dönem ara vermesini öneriyorlar. Yoksa hem Üniversite'nin namına zarar gelecek hem de harç ücreti uçuk derecede fazla olacak. Hal böyle olunca Kvothe bir süreliğine Üniversite'den ayrılıyor. Tam da bu zamanlarda Kont Threpe bir teklifle çıkageliyor. Neredeyse Vintas kralı kadar zengin ve sözü geçen biri olan Maer Alveron'un çeşitli üstün özelliklere sahip ve güvenilir birine ihtiyacı var. Kont Therepe en uygun kişinin Kvothe olduğunu düşünüyor ve apar topar Severen'e gönderiyor Kvothe'yi.
  
  Kvothe günler geçtikten ve Maer'in güvenini kazandıktan sonra oraya gidiş amacının Meluan Kilipsiz ile Maer'in tabir yerindeyse arasını yapmak olduğunu öğreniyor. Bu amaç doğrultusunda Meluan'a mektuplar, şarkılar ve hatta şiirler bile yazıyor. Bu yaptıklarının yanı sıra Kvothe Maer için çok ama çok büyük bir iyilik yapıyor aynı zamanda. Kvothe, Meluan'ı yakından tanımak için gönderildiği bir davette Meluan'ın, kız kardeşi bir Edema Ruh kumpanyası ile birlikte kaçtığı için Edema Ruhlardan nefret ettiğini öğreniyor. 



  Kvothe tam Maer'in yanından ayrılıp araştırmalarına devam etmeyi düşünürken Maer ona bir görev daha veriyor. Yollar üzerinde konuşlanıp vergilerini çalan haydutları yakalamak. Kvothe'nin yanına biri kadın biri erkek iki güçlü kuvvetli asker olan Dedan ve Hespe'yi, iz sürücü olan Marten'i ve dövüş yetenekleri ve sessizlikleriyle nam salmış Ademlerden olan Tempi'yi veriyor. Asıl olaylar da bundan sonra başlıyor zaten. Devamını anlatırsam okuyacaklar için bütün keyfi kaçar o yüzden burada bırakıyorum yoksa kendime engel olamayıp çok fazla spoi verebilirim :D


  Tempi'den bahsetmeden geçmek istemiyorum çünkü yan karakterler arasında en sevdiğim ikinci karakter Tempi oldu. Birincisi tabii ki de Elodin. Kvothe yolculuk sırasında anlaşabileceği insanlar bulmakta zorlanıyor ve Tempi'ye yakınlaşmak için çabalıyor. Tempi ise çok az konuşan biri. Zamanla bu ikisi yakınlaşıyor Tempi Kvothe'ye Ademlerin vücüt dilini ve Lethani'yi öğretiyor. Kvothe ise bunu karşılığında ona lavta çalmayı öğretmeye çalışıyor.

  Lethani'den de biraz bahsedeyim. İlk kitapta Sempati üzerine durulurken bu kitapta karşımıza Lethani çıkıyor. Ademlerin bile açıklayamadığı bir şeyi ben açıklayamam tabii ki :D Ama illa ki bir şey demem gerekirse Lethani, Rethe'nin Aethe'ye anlattığı 99 masal doğrultusunda oluşturulmuş felsefik bir eğitim yöntemi. Ademler tüm hayatlarını Lethani'ye uygun yaşamaya çabalıyorlar ve davranışlarını bunun çevresinde şekillendiriyorlar. Ama bu kadar basit değil. Ne ben anlatmaya çalışıp anlatamayarak kendimi yorayım ne de siz kendinizi yorun. Bu kitapları OKUYUN! Belki okuyunca Lethani'yi anlayabilirsiniz. Eğer anlarsanız bi' zahmet bana ve Kvothe'ye de anlatırsınız :D Herkese iyi okumalar!



                                                                 ALINTILAR




"Her bilge adamın korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı birinin öfkesi."


"Şarkılar kendi saatlerini ve mevsimlerini seçerler. Ezgin cılızsa bunu bir sebebi vardır. Ezginin tonu yüreğinin mizacıdır ve çamurlu bir kuyudan temiz su çekemezsin. Tek yapabileceğin artıkların dibe çökmesini beklemektir. Yoksa sesin kırık bir çanınkinden farksız olur."


"Yokluk sevgiyi besler."


"Dünyada hiçbir şey birini alışık olmadığı bir hakikate inandırmak kadar zor değildir."


"En fazla şeyi cevap veremediğimiz sorulardan öğreniriz. Bunlar bizi düşünmeye sevk eder. Bir insana tüm cevapları verirsen elde ettiği tek şey bazı hakikatler olur. Ama ona bir soru verirsen kendi cevaplarını kendi arar. Böylece cevapları bulduğu zaman o cevaplara kıymet verir. Soru ne kadar zor olursa cevabı o kadar çok ararız. Aradıkça daha çok şey öğreniriz."


"Öykülerin size neşe katmaları için illa yeni olmaları gerekmez. Bazı öyküler yakın dostlara benzer. Bazıları ekmek kadar güvenilirdir."


"Sadece bir budala kontrol edemeyeceği şeyler için endişe duyar."


"Akıllı görünmenin yarısı, doğru zamanlarda ağzınızı kapalı tutmayı bilmektir."


"Sevgi birisi için her şeyi yapmaya yönelik istektir. Sana zararı dokunsa bile."



                                                                       

9 Ocak 2015 Cuma

Sağdan Birinci Mezar - Darynda Jones | Yorum

"Charley'nin şeytani neşesi ve hayata karşı iştahı, paranormal roman okurlarına çok çekici gelecek ve sanırım 'Ghost Whisperer' dizisinin yasını tutanların kalbindeki boşluğu dolduracak."
-Publishers Weekly

Orijinal Adı: First Grave on the Right (Charley Davidson #1)
Türü: Urban Fantasy, paranormal, romantik, chick lit

YORUM

Blogu yeni açmışken bu kadar boşlamak olmaz, değil mi? İşte bu yüzden yeni bir kitap yorumu ile karşınızdayız. İki gün önceki kar tatilini fırsat bilip bir kitap bitirip ikinci kitabı yarıladım. Ne mutlu bana ^,^ Aradan fazla zaman geçmeden de yorumunu girmeye karar verdim.

Tam bir chick lit. Boş zamanlarınızda kafa dağıtmak için veya eğlenmek için başvurmanız gereken adreslerden biri. Kurgu olarak pek sağlam bulmadığımı söylemez zorundayım. Aslında bu kitaptan bayağı umutluydum ancak beklentilerimi karşılayamadı. Neden böyle oldu ki? :( Kurgu sağlam olmamasına rağmen okurken eğlendiğim ve bol bol güldüğüm bir kitap oldu gerçi, orası ayrı konu.

Charley Davidson eğlenceli, komik, hazır cevap ve kendine beğenmiş bir karakter. Ve ölüm meleği. Küçüklüğünden beri, polis olan babası ve amcasına cinayetleri çözmede yardımcı oluyor. Kendisine özel dedektif diyor ve ölülerin davalarına bakıyor gibi bir şey.

Bir de Reyes adında asıl erkeğimiz var. Reyes, Charley'nin rüyalarını süsleyen gizemli adam. Reyes'in ne olduğunu, Charley ile ne alakası olduğunu kitabın ilerleyen bölümlerinde görüyoruz. Daha fazla konuşursam spoiler vereceğim sanırım. 

Charley gerçekten eğlenceli bir karakter ama bazen sıkılmadım da değil. Espiriler çok fazla tekrar etti ve Charley'nin 'ben kendi başımın çaresine bakarım, bana bir şey olmaz' tavırlarına rağmen sürekli dayak yemesi sinirlerimi bozdu. Keşke dediği gibi olsaydı, iki de bir dayak yemeseydi. 

Kitabın sonu aslında ilginçti. Reyes'le ilgili gerçekler beni şaşırttı. Ama tam olarak açıklığa kavuşmadığı için çok tatmin edici bulamadım. Bu sorunun ikinci kitapta ortadan kalkacağına güveniyorum. Bakalım... Diğer taraftan, kitabın polisiye tarafına dair pek bir şey anlamadım aslında. O sırada Reyes ile daha çok ilgileniyordum da *,*

İlk kitap daha çok tanışma tadında olduğu için pek etkilenemedim. Ancak diğer iki kitaptan umutluyum. Lütfen, lütfen güzel olsun!

ALINTILAR

"Taft oturduğu yerde dikleşti. 'Amcanızın bir şeye ihtiyacı var mı? Kahve? Latte?'
Yalakalık hiç de erkeksi değildi. 'Eğer ilgileniyorsan söyleyeyim, gayrimeşru çocuğunu taşıyacak birisine ihtiyacı var.'"
-s.43

"Garrett arabada oturan Charley'den, Charley'in ondan hoşlandığı kadar hoşlanmıyor gibiydi. Kız kalbinin derinliklerinde bir yerde,bunun için üzüntü duydu. Dermişim."
-s.125

" Garrett konuşmaya katılmak için o anı seçti. Aklı başka bir yerdeymiş gibi dalgın bir sesle 'Ben senin öngörülü olmanı takdir ediyorum.' dedi. 'Ön uzuvlarını ettiğim kadar olmasa da...'
  Ona bakmak için koltuğumda döndüm. 'Senin son derece kaba deyiminle, ön uzuvlarımın adları var.' Sağ göğsümü işaret ettim. 'Bu, Tehlike.' Sonra sol göğsümü işaret ettim. 'Bu da Will Robinson. Onlara uygun bir biçimde hitap edersen sevinirim.'
  Garrett gözlerini birkaç kez kırpıştırmak için kullandığı uzunca bir sessizlikten sonra 'Göğüslerine isim mi taktın?' diye sordu.
  Omuz silkerek ona sırtımı döndüm. 'Yumurtalıklarıma da isim taktım, ama onlar pek dışarı çıkmıyor..."
-s.127

"...Bob Amca'ya yapacağım 'sana söylemiştim' konuşmasını prova ettim. Depo boştu. Evet, tam da söylediğim gibi. Haklı olduğumu biliyordum, ama... Gerçekten Bob Amca, sus, beni utandırıyorsun. Hayır, hayır, kes şunu. Şaka etmiyorum."
-s.133

"'Her gün değil. Depoyla ilgili bir şeyler öğrendin mi?'
'Oranın sandığımız şey olmadığını düşünmeme sebep olacak kadar şey öğrendim.'
'Ah, neyse, iyi ki inançlarımla evli değilim.'"
-s.211

"...Ruh hali daha iyiydi sanki. Bir an düşüncelere daldıktan sonra 'Bu arada, bedeninin içine girip seni kullanarak karımla öpüşüp koklaşabilir miyim?' diye sordu.
Sırıtmamak için kendimi zor tuttum. 'Kurallar pek öyle işlemiyor.'
'O zaman bedenine girmişim gibi yapıp karımla öpüşüp koklaşır mısın?'
'Hayır.'
'Sana ödeme yapabilirim. Param var.'
'Kaç paradan bahsediyoruz, tam olarak?'"
-s.237



6 Ocak 2015 Salı

Cumartesi İlk 10: 2015 Kışında Okumayı Planladığım Kitaplar



Herkese merhaba! Ben Mirayda ve öncelikle ilk defa bir blog açıp -ortak ya da tek- o blogda yazı yazdığımı itiraf etmem gerekiyor. Bu yüzden çok heyecanlıyım ve eğer herhangi bir hatam varsa mazur görün lütfen. Sadede gelecek olursam yukarıda da gördüğünüz gibi Optik'in Kitap Blogu '2015 Kışında Okumayı Planladığım Kitaplar' adı altında bir etkinlik başlatmış. Biz biraz geciktik bunu yayınlamak için ama zararın neresinden dönülse kardır dedik ve işte bizim 2015 kışında okumayı planladığımız kitaplar:



Ceyda'nın Kitapları:

1. Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
2. Odd ve Ayaz Devleri - Neil Gaiman
3. Ritmatist - Brandon Sanderson
4. Maximum Ride: Son Uyarı - James Patterson
5. Evrenin Ötesi - Beth Revis
6. Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları - Ransom Riggs
7. Tut Elimi - Rebecca Donovan
8. İlk Aşk - John Green
9. Kitap Hırsızı - Markus Zusak
10. Anna Karenina - Tolstoy











Mirayda'nın Kitapları:

1. Şeytan Yemini - Jean Christophe Grange
2. Golem ve Cin - Helene Wecker
3. Yabancı - Melissa Landers
4. Yüz Bin Krallık - N.K. Jemisin
5. Veba - Michael Grant
6. Duman ve Kemiğin Kızı - Laini Taylor
7. Ruh Bağı - Richelle Mead
8. Son Fedakarlık - Richelle Mead
9. İki Kule - J.R.R. Tolkien
10. Kralın Dönüşü - J.R.R. Tolkien












2 Ocak 2015 Cuma

Kralkatili Güncesi 1.Gün: Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss | Yorum


BENİM ADIM KVOTHE
Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur.


Orijinal Adı: The Name of the Wind (The Kingkiller Chronicle #1)
Türü: Epik fantezi, bilim fantezi, high fantasy

YORUM


Herkese merhaba! İlk yorumumuzu yapıyoruz ve gerçekten çok heyecanlıyız. Yani ben yapıyorum ilk yorumu, Ceyda, dolayısıyla ben çok heyecanlıyım :D Umarım güzel bir şeyler ortaya koyarım.

Mirayda'yla uzun uzun ilk yorumumuzu hangi kitapla yapmalıyız diye düşündük ve ikimizin de çok sevdiği bir kitapla yapmaya karar verdik. Bu da Kralkatili Güncesi 1.Gün: Rüzgarın Adı oluyor.

Ben Kralkatili Güncesi'ni 2014 eylül ayında okumuştum ve tam anlamıyla kitaba, Kvothe'ye, Rothfuss'a...kitaba dair her şeye aşık olmuştum. Sonra Mirayda'ya alıp okumasını söyledim. Başının etini yedim, desek daha doğru olur sanırım :D Zaten Mirayda'nın da ilgisini çeken bir kitaptı. Ben okuyup aşık olunca o da alıp okumaya başladı. Şu an ikinci kitap Bilge Adamın Korkusu'nu okuyor. İlk kitap olan Rüzgar'ın adını ben yorumlayacağım, Mirayda da ikinci kitap olan Bilge Adamın Korkusu'nu yorumlayacak.


İlk yorumumu gerçekten efsane bir kitapla yapacağım için mutluyum, yeeeey! Ama cidden. Müthiş bir kitap!

Ben bu kitabı nasıl anlatacağım ki? Cidden anlatılarak açıklanacak bir kitap değil. Nasıl desem... Kitap insana huzur veriyor. Çok ciddiyim, kitabı okurken insan kendini müzikler diyarındaymışçasına huzurlu hissediyor. Yavaş yavaş ana karakterimiz olan Kvothe'ye aşık oluyor falan, ilginç yani.

Kvothe'nin hikayesini üç günde, bu üç günü de üç ciltte okuyoruz. Okuyacağız... (Lütfen üçüncü kitap çıksın artık) Çok dahice bir fikir değil mi? Kvothe'nin hikayesini üç günde anlatması ve bu üç günü üç ayrı kitaba ayırmaları? Bence öyle. Bir de kitaplar fiziksel olarak da ciltli olsaymış tadından yenmezmiş. Hadi ilk kitap tamam da ikinci kitap... Kütük gibi kitaba karton kapak olmuyor yani, ayıp etmişler. Bir de kapaktaki yazı, resim kalitesi falan berbattı. Piksel piksel büyütmüşler resmen ya. Kitabı elime alınca, noluyoruz ya çakma mı bu, falan yaptım ama koskoca İlknokta'nın çakma kitap gönderecek hali yoktur herhalde.


Kitaba, Yoltaşı adındaki bir handa kendine Kote diyen alev kızılı saçları ve yeşil gözleri olan bir hancıyı ve yardımcısı Bast'i okuyarak başlıyoruz. Yine sıradan bir günde, müşteriler handa efsaneler anlatırken ve kendine Kote diyen hancı gündelik işlerini yaparken içeri yaralı biri giriyor. Örümceğimsi bir yaratığın saldırısı ve iblis söylentilerini de beraberinde getiriyor bu yaralı şahıs. İşte sonra olaylar olaylar... Kote bir gün beraberinde Tarihçi denen bir adam ile hana geliyor ve Tarihçiye hikayesini, yani Kvothe'yi anlatmaya razı oluyor. Tek şartı var: hikayesini anlatması için üç gün. Yaklaşık ilk 50 sayfa falan kendine Kote diyen Kvothe'nin hancı rolü yapmasını okumakla geçiyor. Sonrasında ise Kansız Kvothe'nin, Kralkatili Kvothe'nin... (artık ne derseniz) hikayesini okumaya başlıyoruz.


İlk bölümde Kvothe'nin ta çocukluğundan 15-16 yaşlarına kadar geçen 5-6 yılı okumakla geçiriyoruz.  Kumpanyasının bir kasabada durduğu sırada Abenthy ile tanışmasını ve daha sonrasında ondan dersler almasını, annesi ile babasının harika aşklarını, kumpanyasındaki o muhteşem ortamı okumakla Kvothe'nin hikayesine giriş yapıyoruz. Sonra kumpanyasının yakılmasını ve Kvothe'nin bir başına Tarbean'a gidip orada hayatta kalmaya çalışmasını, dilenmesini, çalmasını okuyoruz. Daha sonra Üniversite'yi gitmesini ve orada yaşadıklarını okuyoruz, ki zaten kitabı bağlayan kısım burası. Ha sanmayın ki Kvothe Üniversite'ye gitti, dertleri bitti. Hiç de öyle olmuyor. Yine bir sürü şeye göğüs germek zorunda, yine kendini kollamak zorunda. 

Okurken Kvothe ile birlikte biz de kahroluyoruz, biz de üzülüyoruz. Rothfuss öyle bir dil kullanmış ki... Anlatamam size ya, anlatılamaz. Böyle okurken insanın iliklerine işliyor, Kvothe ne hissediyorsa sen de hissediyorsun. Gerçekten acayip etkileyici bir dil kullanmış. Yeri geldiğinde insanı kahkahalara boğuyor, yeri geldiğinde üzüntüden içini acıtıyor. Ve her şeyi yerli yerinde kullanmış, her şeyi dozunda bırakmış Rothfuss.


Rothfuss yarattığı dünyanın içinde başka bir dünya daha yaratmış. O efsaneler, destanlar neydi öyle ya? Valla helal olsun. Kitap boyunca her yerde geçiyor bu efsaneler, destanlar vs. Öyle ki kitaptaki bir çok olay bunlarla açıklığa kavuşuyor. 

Ha bir de sempati var. Şimdi bu sempati ne diyeceksiniz, demi? Bu sempati, Rothfuss'un harika bir dünya yaratmakla kalmayıp, üstüne üstlük bir de bu dünyada kendine ait kavramlar, büyüler yaratmasıyla ortaya çıkıyor. Yani anlayacağınız sempati bir çeşit büyü ve harika bir şey. Adam üşenmemiş bir de bu sempatinin nasıl gerçekleştiğini açıklamış kitapta ya. Beynini iki bölüme ayırıyorsun, onları birbirine bağlıyorsun falan... Karışık işler, ben de doğru düzgün anlayamadım. Ayrıca zaten Patrick Rothfuss her şeyi en ince ayrıntısına kadar işlemiş kitapta. Müzikten tut, kimyaya kadar. Her şey... Tamam, hani yazarların senin benim gibi düşünmesi beklenemez ama Rothfuss olayı aşmış.

"Sessizliğin Müziği"

Auri'den bahsetmesem cidden ayıp olurdu. Ben Auri'yi o kadar çok sevdim ki... Ne şeker bir şey o öyle. Okurken bile içini ısıtan bir karakter. Ayrıca oldukça da gizemli. Kitapta çok az yer veriliyor Auri'ye. Neyse ki Rothfuss "The Slow Regard of Silent Things" adlı bir novella yazdı. Hem de Auri hakkında! Kitap yurt dışında çıktı, Türkiye'de ne zaman çıkar bilemiyorum. Umarım en kısa zamanda çıkar çünkü acayip merak ediyorum. 

Son olarak: kitap kalın. Doğru, çok fazla betimleme var. Ancak bunların hiç biri gereksiz, hiç biri sıkıcı değil. Ve kesinlikle akıcılığı bozan en ufak bir yanları yok. Zaten bunlar olmasa bu kitabın bir anlamı kalmaz ki. Bunların hiç biri gözünüzü korkutmasın, alıp okuyun. Özellikle de epik fantastik sevenler... Gözünüz kapalı gidip alın en yakın kitapçıdan ve hemen okumaya başlayın. Çok ciddiyim, okumazsanız kaybedersiniz. OKUYUN!

ALINTILAR


"Bahar aylarında her şey hayat doludur. Yazlarıysa çok güçlüdür ve sonuna kadar direnir. Sonbahar..." ... "Sonbahar tam zamanıdır. Sonbaharda her şey yorgun ve ölmeye hazırdır." 
-s.44



"Her şeyi unutsan bile şunu sakın unutma oğlum: Şair, şarkı söylemeyen bir müzisyendir. Sözcükler dinleyicinin yüreğine dokunmadan önce aklına uğramalıdır ve bazı kimselerin aklı çok küçük birer hedeftir. Fakat dinleyici ne kadar küçük ya da inatçı bir akla sahip olursa olsun, müzik ne yapar eder onun yüreğine dokunur." 
-s.122



"Doğru düzgün öykü anlatabilmek için biraz yalancı olmak lazım. Gereğinden fazla hakikat, olayları içinden çıkılmaz hale getirir. Aşırı dürüstlük seni samimiyetsiz gösterir." 
-s.213


"Aklı başında herkesin korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı bir adamın öfkesi." 
-s.327


"Müzik mağrur, sağı solu belirsiz bir kadın gibidir. Ona hak ettiği zamanı ve ilgiyi verirseniz sizin olur. Ama onu hiçe sayarsanız gün gelir çağrınıza cevap vermez." 
-s.379


"Bizler, bizi oluşturan parçaların bütününden fazlasıyız, Bast." 
-s.427


"İsimlerin doğası tarif edilemez; sadece tecrübe edilebilir."
"Niye tarif edilemez?" diye sordum. "Bir şey anlaşılıyorsa tarif de edilebilir."
"Anladığın her şeyi tarif edebilir misin?" diye sorarak bana göz ucuyla baktı.
"Elbette."
Elodin yolun biraz ilerisini işaret etti. "Şu oğlanın gömleği ne renk?"
"Mavi."
"Mavi derken neyi kast ediyorsun? Tarif et."
Kısa bir süre düşündüm, fakat başarısız oldum. "Yani mavi bir isim mi?"
"Bir sözcük. Sözcükler unutulmuş isimlerin solgun birer gölgesi gibidirler. Nasıl ki isimlerde bir güç gizlidir, aynı şey sözcükler için de geçerlidir. Sözcükler insanların akıllarında bir ateş yakabilir, en taş kalpleri bile gözyaşlarına boğabilir. Bir insanın sana aşık olmasını sağlayan altı sözcük vardır. Güçlü bir adamın iradesini kıracak on sözcük bulunur. Ama sözcük dediğin, bir ateşin resminden fazlası değildir. İsimse ateşin ta kendisidir." 
-s.685/686


"Bilgelik cüretkarlığı bastırır." 
-s.690