kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2015 Pazar

Kralkatili Güncesi 2.Gün: Bilge Adamın Korkusu - Patrick Rothfuss | Yoru


                                                                  BENİM ADIM KVOTHE
              Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim.              Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu                      insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının                        gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında                           geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. 
                                                                Belki  beni duymuşsunuzdur.


                             Orijinal Adı: The Wise Man's Fear (The Kingkiller Chronicle #2)
                                            Türü: Epik fantezi, bilim fantezi, high fantasy
                                                                        Goodreads

                                                                       
                                                                      YORUM

  Herkese merhaba! İlk kitap yorumumu kitaplığımdaki en kalın kitapla yapacağım ve bu beni biraz korkutuyor açıkçası. Bu seriye daha önce de başlamayı düşünüyordum ama Ceyda'nın bitmek bilmeyen ısrarları üzerine hemen aldım. Ben aldığımda iki kitapta %50 indirim vardı ve ikisini birden 42 tl gibi çok uygun bir fiyata almıştım. Şu anda idefix'te iki kitap birden 63 tl'ye satılıyor.

  Bu kitap insana huzur veren cinsten bir kitap. Aslında genel olarak bakınca gayet normal bir anlatımı var gibi gözüküyor ama okurken insan bambaşka hissediyor kendini. Ben ki kitaplarda asla uzun bölümlere dayanamayan biri olarak 25-30 sayfalık bölümlerde bile sayfaların nasıl akıp geçtiğini anlayamadım. Bunu da Rothfuss'un mükemmel kalemine vermek lazım. 

  Kvothe'nin Yoltaşı hanında anlattığı hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. Hikayeyi anlatmasının ikinci gününü okuyoruz bu kitapta. Kitap tam olarak 1139 sayfa. Kalınlığının yanı sıra o kadar ağır ki elimin günlerce ağrıdığını bilirim. Ama bu okumama engel miydi? Tabii ki hayır. Ayrıca geriye kalan çözülmemiş gizemleri göz önünde bulundurunca son kitabın 3000-5000 sayfa arası olmasını bekliyorum. Hayır beklemiyorum, istiyorum! Daha aşağısı beni kesmez çünkü bu seriye 1000 sayfalık bi' kitapla falan veda edemem :'(

  Kvothe yine Üniversite'de öğrenimine devam etmesine rağmen ilk kitapta rüzgarı çağırıp Ambrose'un kolunu kırdığı ve bunu herkesin gözü önünde, Imre'de yaptığı için demir yasalarına uymamakla suçlanıyor. Bu nedenle arkadaşları ve öğretmenleri okula bir dönem ara vermesini öneriyorlar. Yoksa hem Üniversite'nin namına zarar gelecek hem de harç ücreti uçuk derecede fazla olacak. Hal böyle olunca Kvothe bir süreliğine Üniversite'den ayrılıyor. Tam da bu zamanlarda Kont Threpe bir teklifle çıkageliyor. Neredeyse Vintas kralı kadar zengin ve sözü geçen biri olan Maer Alveron'un çeşitli üstün özelliklere sahip ve güvenilir birine ihtiyacı var. Kont Therepe en uygun kişinin Kvothe olduğunu düşünüyor ve apar topar Severen'e gönderiyor Kvothe'yi.
  
  Kvothe günler geçtikten ve Maer'in güvenini kazandıktan sonra oraya gidiş amacının Meluan Kilipsiz ile Maer'in tabir yerindeyse arasını yapmak olduğunu öğreniyor. Bu amaç doğrultusunda Meluan'a mektuplar, şarkılar ve hatta şiirler bile yazıyor. Bu yaptıklarının yanı sıra Kvothe Maer için çok ama çok büyük bir iyilik yapıyor aynı zamanda. Kvothe, Meluan'ı yakından tanımak için gönderildiği bir davette Meluan'ın, kız kardeşi bir Edema Ruh kumpanyası ile birlikte kaçtığı için Edema Ruhlardan nefret ettiğini öğreniyor. 



  Kvothe tam Maer'in yanından ayrılıp araştırmalarına devam etmeyi düşünürken Maer ona bir görev daha veriyor. Yollar üzerinde konuşlanıp vergilerini çalan haydutları yakalamak. Kvothe'nin yanına biri kadın biri erkek iki güçlü kuvvetli asker olan Dedan ve Hespe'yi, iz sürücü olan Marten'i ve dövüş yetenekleri ve sessizlikleriyle nam salmış Ademlerden olan Tempi'yi veriyor. Asıl olaylar da bundan sonra başlıyor zaten. Devamını anlatırsam okuyacaklar için bütün keyfi kaçar o yüzden burada bırakıyorum yoksa kendime engel olamayıp çok fazla spoi verebilirim :D


  Tempi'den bahsetmeden geçmek istemiyorum çünkü yan karakterler arasında en sevdiğim ikinci karakter Tempi oldu. Birincisi tabii ki de Elodin. Kvothe yolculuk sırasında anlaşabileceği insanlar bulmakta zorlanıyor ve Tempi'ye yakınlaşmak için çabalıyor. Tempi ise çok az konuşan biri. Zamanla bu ikisi yakınlaşıyor Tempi Kvothe'ye Ademlerin vücüt dilini ve Lethani'yi öğretiyor. Kvothe ise bunu karşılığında ona lavta çalmayı öğretmeye çalışıyor.

  Lethani'den de biraz bahsedeyim. İlk kitapta Sempati üzerine durulurken bu kitapta karşımıza Lethani çıkıyor. Ademlerin bile açıklayamadığı bir şeyi ben açıklayamam tabii ki :D Ama illa ki bir şey demem gerekirse Lethani, Rethe'nin Aethe'ye anlattığı 99 masal doğrultusunda oluşturulmuş felsefik bir eğitim yöntemi. Ademler tüm hayatlarını Lethani'ye uygun yaşamaya çabalıyorlar ve davranışlarını bunun çevresinde şekillendiriyorlar. Ama bu kadar basit değil. Ne ben anlatmaya çalışıp anlatamayarak kendimi yorayım ne de siz kendinizi yorun. Bu kitapları OKUYUN! Belki okuyunca Lethani'yi anlayabilirsiniz. Eğer anlarsanız bi' zahmet bana ve Kvothe'ye de anlatırsınız :D Herkese iyi okumalar!



                                                                 ALINTILAR




"Her bilge adamın korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı birinin öfkesi."


"Şarkılar kendi saatlerini ve mevsimlerini seçerler. Ezgin cılızsa bunu bir sebebi vardır. Ezginin tonu yüreğinin mizacıdır ve çamurlu bir kuyudan temiz su çekemezsin. Tek yapabileceğin artıkların dibe çökmesini beklemektir. Yoksa sesin kırık bir çanınkinden farksız olur."


"Yokluk sevgiyi besler."


"Dünyada hiçbir şey birini alışık olmadığı bir hakikate inandırmak kadar zor değildir."


"En fazla şeyi cevap veremediğimiz sorulardan öğreniriz. Bunlar bizi düşünmeye sevk eder. Bir insana tüm cevapları verirsen elde ettiği tek şey bazı hakikatler olur. Ama ona bir soru verirsen kendi cevaplarını kendi arar. Böylece cevapları bulduğu zaman o cevaplara kıymet verir. Soru ne kadar zor olursa cevabı o kadar çok ararız. Aradıkça daha çok şey öğreniriz."


"Öykülerin size neşe katmaları için illa yeni olmaları gerekmez. Bazı öyküler yakın dostlara benzer. Bazıları ekmek kadar güvenilirdir."


"Sadece bir budala kontrol edemeyeceği şeyler için endişe duyar."


"Akıllı görünmenin yarısı, doğru zamanlarda ağzınızı kapalı tutmayı bilmektir."


"Sevgi birisi için her şeyi yapmaya yönelik istektir. Sana zararı dokunsa bile."



                                                                       

9 Ocak 2015 Cuma

Sağdan Birinci Mezar - Darynda Jones | Yorum

"Charley'nin şeytani neşesi ve hayata karşı iştahı, paranormal roman okurlarına çok çekici gelecek ve sanırım 'Ghost Whisperer' dizisinin yasını tutanların kalbindeki boşluğu dolduracak."
-Publishers Weekly

Orijinal Adı: First Grave on the Right (Charley Davidson #1)
Türü: Urban Fantasy, paranormal, romantik, chick lit

YORUM

Blogu yeni açmışken bu kadar boşlamak olmaz, değil mi? İşte bu yüzden yeni bir kitap yorumu ile karşınızdayız. İki gün önceki kar tatilini fırsat bilip bir kitap bitirip ikinci kitabı yarıladım. Ne mutlu bana ^,^ Aradan fazla zaman geçmeden de yorumunu girmeye karar verdim.

Tam bir chick lit. Boş zamanlarınızda kafa dağıtmak için veya eğlenmek için başvurmanız gereken adreslerden biri. Kurgu olarak pek sağlam bulmadığımı söylemez zorundayım. Aslında bu kitaptan bayağı umutluydum ancak beklentilerimi karşılayamadı. Neden böyle oldu ki? :( Kurgu sağlam olmamasına rağmen okurken eğlendiğim ve bol bol güldüğüm bir kitap oldu gerçi, orası ayrı konu.

Charley Davidson eğlenceli, komik, hazır cevap ve kendine beğenmiş bir karakter. Ve ölüm meleği. Küçüklüğünden beri, polis olan babası ve amcasına cinayetleri çözmede yardımcı oluyor. Kendisine özel dedektif diyor ve ölülerin davalarına bakıyor gibi bir şey.

Bir de Reyes adında asıl erkeğimiz var. Reyes, Charley'nin rüyalarını süsleyen gizemli adam. Reyes'in ne olduğunu, Charley ile ne alakası olduğunu kitabın ilerleyen bölümlerinde görüyoruz. Daha fazla konuşursam spoiler vereceğim sanırım. 

Charley gerçekten eğlenceli bir karakter ama bazen sıkılmadım da değil. Espiriler çok fazla tekrar etti ve Charley'nin 'ben kendi başımın çaresine bakarım, bana bir şey olmaz' tavırlarına rağmen sürekli dayak yemesi sinirlerimi bozdu. Keşke dediği gibi olsaydı, iki de bir dayak yemeseydi. 

Kitabın sonu aslında ilginçti. Reyes'le ilgili gerçekler beni şaşırttı. Ama tam olarak açıklığa kavuşmadığı için çok tatmin edici bulamadım. Bu sorunun ikinci kitapta ortadan kalkacağına güveniyorum. Bakalım... Diğer taraftan, kitabın polisiye tarafına dair pek bir şey anlamadım aslında. O sırada Reyes ile daha çok ilgileniyordum da *,*

İlk kitap daha çok tanışma tadında olduğu için pek etkilenemedim. Ancak diğer iki kitaptan umutluyum. Lütfen, lütfen güzel olsun!

ALINTILAR

"Taft oturduğu yerde dikleşti. 'Amcanızın bir şeye ihtiyacı var mı? Kahve? Latte?'
Yalakalık hiç de erkeksi değildi. 'Eğer ilgileniyorsan söyleyeyim, gayrimeşru çocuğunu taşıyacak birisine ihtiyacı var.'"
-s.43

"Garrett arabada oturan Charley'den, Charley'in ondan hoşlandığı kadar hoşlanmıyor gibiydi. Kız kalbinin derinliklerinde bir yerde,bunun için üzüntü duydu. Dermişim."
-s.125

" Garrett konuşmaya katılmak için o anı seçti. Aklı başka bir yerdeymiş gibi dalgın bir sesle 'Ben senin öngörülü olmanı takdir ediyorum.' dedi. 'Ön uzuvlarını ettiğim kadar olmasa da...'
  Ona bakmak için koltuğumda döndüm. 'Senin son derece kaba deyiminle, ön uzuvlarımın adları var.' Sağ göğsümü işaret ettim. 'Bu, Tehlike.' Sonra sol göğsümü işaret ettim. 'Bu da Will Robinson. Onlara uygun bir biçimde hitap edersen sevinirim.'
  Garrett gözlerini birkaç kez kırpıştırmak için kullandığı uzunca bir sessizlikten sonra 'Göğüslerine isim mi taktın?' diye sordu.
  Omuz silkerek ona sırtımı döndüm. 'Yumurtalıklarıma da isim taktım, ama onlar pek dışarı çıkmıyor..."
-s.127

"...Bob Amca'ya yapacağım 'sana söylemiştim' konuşmasını prova ettim. Depo boştu. Evet, tam da söylediğim gibi. Haklı olduğumu biliyordum, ama... Gerçekten Bob Amca, sus, beni utandırıyorsun. Hayır, hayır, kes şunu. Şaka etmiyorum."
-s.133

"'Her gün değil. Depoyla ilgili bir şeyler öğrendin mi?'
'Oranın sandığımız şey olmadığını düşünmeme sebep olacak kadar şey öğrendim.'
'Ah, neyse, iyi ki inançlarımla evli değilim.'"
-s.211

"...Ruh hali daha iyiydi sanki. Bir an düşüncelere daldıktan sonra 'Bu arada, bedeninin içine girip seni kullanarak karımla öpüşüp koklaşabilir miyim?' diye sordu.
Sırıtmamak için kendimi zor tuttum. 'Kurallar pek öyle işlemiyor.'
'O zaman bedenine girmişim gibi yapıp karımla öpüşüp koklaşır mısın?'
'Hayır.'
'Sana ödeme yapabilirim. Param var.'
'Kaç paradan bahsediyoruz, tam olarak?'"
-s.237



2 Ocak 2015 Cuma

Kralkatili Güncesi 1.Gün: Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss | Yorum


BENİM ADIM KVOTHE
Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur.


Orijinal Adı: The Name of the Wind (The Kingkiller Chronicle #1)
Türü: Epik fantezi, bilim fantezi, high fantasy

YORUM


Herkese merhaba! İlk yorumumuzu yapıyoruz ve gerçekten çok heyecanlıyız. Yani ben yapıyorum ilk yorumu, Ceyda, dolayısıyla ben çok heyecanlıyım :D Umarım güzel bir şeyler ortaya koyarım.

Mirayda'yla uzun uzun ilk yorumumuzu hangi kitapla yapmalıyız diye düşündük ve ikimizin de çok sevdiği bir kitapla yapmaya karar verdik. Bu da Kralkatili Güncesi 1.Gün: Rüzgarın Adı oluyor.

Ben Kralkatili Güncesi'ni 2014 eylül ayında okumuştum ve tam anlamıyla kitaba, Kvothe'ye, Rothfuss'a...kitaba dair her şeye aşık olmuştum. Sonra Mirayda'ya alıp okumasını söyledim. Başının etini yedim, desek daha doğru olur sanırım :D Zaten Mirayda'nın da ilgisini çeken bir kitaptı. Ben okuyup aşık olunca o da alıp okumaya başladı. Şu an ikinci kitap Bilge Adamın Korkusu'nu okuyor. İlk kitap olan Rüzgar'ın adını ben yorumlayacağım, Mirayda da ikinci kitap olan Bilge Adamın Korkusu'nu yorumlayacak.


İlk yorumumu gerçekten efsane bir kitapla yapacağım için mutluyum, yeeeey! Ama cidden. Müthiş bir kitap!

Ben bu kitabı nasıl anlatacağım ki? Cidden anlatılarak açıklanacak bir kitap değil. Nasıl desem... Kitap insana huzur veriyor. Çok ciddiyim, kitabı okurken insan kendini müzikler diyarındaymışçasına huzurlu hissediyor. Yavaş yavaş ana karakterimiz olan Kvothe'ye aşık oluyor falan, ilginç yani.

Kvothe'nin hikayesini üç günde, bu üç günü de üç ciltte okuyoruz. Okuyacağız... (Lütfen üçüncü kitap çıksın artık) Çok dahice bir fikir değil mi? Kvothe'nin hikayesini üç günde anlatması ve bu üç günü üç ayrı kitaba ayırmaları? Bence öyle. Bir de kitaplar fiziksel olarak da ciltli olsaymış tadından yenmezmiş. Hadi ilk kitap tamam da ikinci kitap... Kütük gibi kitaba karton kapak olmuyor yani, ayıp etmişler. Bir de kapaktaki yazı, resim kalitesi falan berbattı. Piksel piksel büyütmüşler resmen ya. Kitabı elime alınca, noluyoruz ya çakma mı bu, falan yaptım ama koskoca İlknokta'nın çakma kitap gönderecek hali yoktur herhalde.


Kitaba, Yoltaşı adındaki bir handa kendine Kote diyen alev kızılı saçları ve yeşil gözleri olan bir hancıyı ve yardımcısı Bast'i okuyarak başlıyoruz. Yine sıradan bir günde, müşteriler handa efsaneler anlatırken ve kendine Kote diyen hancı gündelik işlerini yaparken içeri yaralı biri giriyor. Örümceğimsi bir yaratığın saldırısı ve iblis söylentilerini de beraberinde getiriyor bu yaralı şahıs. İşte sonra olaylar olaylar... Kote bir gün beraberinde Tarihçi denen bir adam ile hana geliyor ve Tarihçiye hikayesini, yani Kvothe'yi anlatmaya razı oluyor. Tek şartı var: hikayesini anlatması için üç gün. Yaklaşık ilk 50 sayfa falan kendine Kote diyen Kvothe'nin hancı rolü yapmasını okumakla geçiyor. Sonrasında ise Kansız Kvothe'nin, Kralkatili Kvothe'nin... (artık ne derseniz) hikayesini okumaya başlıyoruz.


İlk bölümde Kvothe'nin ta çocukluğundan 15-16 yaşlarına kadar geçen 5-6 yılı okumakla geçiriyoruz.  Kumpanyasının bir kasabada durduğu sırada Abenthy ile tanışmasını ve daha sonrasında ondan dersler almasını, annesi ile babasının harika aşklarını, kumpanyasındaki o muhteşem ortamı okumakla Kvothe'nin hikayesine giriş yapıyoruz. Sonra kumpanyasının yakılmasını ve Kvothe'nin bir başına Tarbean'a gidip orada hayatta kalmaya çalışmasını, dilenmesini, çalmasını okuyoruz. Daha sonra Üniversite'yi gitmesini ve orada yaşadıklarını okuyoruz, ki zaten kitabı bağlayan kısım burası. Ha sanmayın ki Kvothe Üniversite'ye gitti, dertleri bitti. Hiç de öyle olmuyor. Yine bir sürü şeye göğüs germek zorunda, yine kendini kollamak zorunda. 

Okurken Kvothe ile birlikte biz de kahroluyoruz, biz de üzülüyoruz. Rothfuss öyle bir dil kullanmış ki... Anlatamam size ya, anlatılamaz. Böyle okurken insanın iliklerine işliyor, Kvothe ne hissediyorsa sen de hissediyorsun. Gerçekten acayip etkileyici bir dil kullanmış. Yeri geldiğinde insanı kahkahalara boğuyor, yeri geldiğinde üzüntüden içini acıtıyor. Ve her şeyi yerli yerinde kullanmış, her şeyi dozunda bırakmış Rothfuss.


Rothfuss yarattığı dünyanın içinde başka bir dünya daha yaratmış. O efsaneler, destanlar neydi öyle ya? Valla helal olsun. Kitap boyunca her yerde geçiyor bu efsaneler, destanlar vs. Öyle ki kitaptaki bir çok olay bunlarla açıklığa kavuşuyor. 

Ha bir de sempati var. Şimdi bu sempati ne diyeceksiniz, demi? Bu sempati, Rothfuss'un harika bir dünya yaratmakla kalmayıp, üstüne üstlük bir de bu dünyada kendine ait kavramlar, büyüler yaratmasıyla ortaya çıkıyor. Yani anlayacağınız sempati bir çeşit büyü ve harika bir şey. Adam üşenmemiş bir de bu sempatinin nasıl gerçekleştiğini açıklamış kitapta ya. Beynini iki bölüme ayırıyorsun, onları birbirine bağlıyorsun falan... Karışık işler, ben de doğru düzgün anlayamadım. Ayrıca zaten Patrick Rothfuss her şeyi en ince ayrıntısına kadar işlemiş kitapta. Müzikten tut, kimyaya kadar. Her şey... Tamam, hani yazarların senin benim gibi düşünmesi beklenemez ama Rothfuss olayı aşmış.

"Sessizliğin Müziği"

Auri'den bahsetmesem cidden ayıp olurdu. Ben Auri'yi o kadar çok sevdim ki... Ne şeker bir şey o öyle. Okurken bile içini ısıtan bir karakter. Ayrıca oldukça da gizemli. Kitapta çok az yer veriliyor Auri'ye. Neyse ki Rothfuss "The Slow Regard of Silent Things" adlı bir novella yazdı. Hem de Auri hakkında! Kitap yurt dışında çıktı, Türkiye'de ne zaman çıkar bilemiyorum. Umarım en kısa zamanda çıkar çünkü acayip merak ediyorum. 

Son olarak: kitap kalın. Doğru, çok fazla betimleme var. Ancak bunların hiç biri gereksiz, hiç biri sıkıcı değil. Ve kesinlikle akıcılığı bozan en ufak bir yanları yok. Zaten bunlar olmasa bu kitabın bir anlamı kalmaz ki. Bunların hiç biri gözünüzü korkutmasın, alıp okuyun. Özellikle de epik fantastik sevenler... Gözünüz kapalı gidip alın en yakın kitapçıdan ve hemen okumaya başlayın. Çok ciddiyim, okumazsanız kaybedersiniz. OKUYUN!

ALINTILAR


"Bahar aylarında her şey hayat doludur. Yazlarıysa çok güçlüdür ve sonuna kadar direnir. Sonbahar..." ... "Sonbahar tam zamanıdır. Sonbaharda her şey yorgun ve ölmeye hazırdır." 
-s.44



"Her şeyi unutsan bile şunu sakın unutma oğlum: Şair, şarkı söylemeyen bir müzisyendir. Sözcükler dinleyicinin yüreğine dokunmadan önce aklına uğramalıdır ve bazı kimselerin aklı çok küçük birer hedeftir. Fakat dinleyici ne kadar küçük ya da inatçı bir akla sahip olursa olsun, müzik ne yapar eder onun yüreğine dokunur." 
-s.122



"Doğru düzgün öykü anlatabilmek için biraz yalancı olmak lazım. Gereğinden fazla hakikat, olayları içinden çıkılmaz hale getirir. Aşırı dürüstlük seni samimiyetsiz gösterir." 
-s.213


"Aklı başında herkesin korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı bir adamın öfkesi." 
-s.327


"Müzik mağrur, sağı solu belirsiz bir kadın gibidir. Ona hak ettiği zamanı ve ilgiyi verirseniz sizin olur. Ama onu hiçe sayarsanız gün gelir çağrınıza cevap vermez." 
-s.379


"Bizler, bizi oluşturan parçaların bütününden fazlasıyız, Bast." 
-s.427


"İsimlerin doğası tarif edilemez; sadece tecrübe edilebilir."
"Niye tarif edilemez?" diye sordum. "Bir şey anlaşılıyorsa tarif de edilebilir."
"Anladığın her şeyi tarif edebilir misin?" diye sorarak bana göz ucuyla baktı.
"Elbette."
Elodin yolun biraz ilerisini işaret etti. "Şu oğlanın gömleği ne renk?"
"Mavi."
"Mavi derken neyi kast ediyorsun? Tarif et."
Kısa bir süre düşündüm, fakat başarısız oldum. "Yani mavi bir isim mi?"
"Bir sözcük. Sözcükler unutulmuş isimlerin solgun birer gölgesi gibidirler. Nasıl ki isimlerde bir güç gizlidir, aynı şey sözcükler için de geçerlidir. Sözcükler insanların akıllarında bir ateş yakabilir, en taş kalpleri bile gözyaşlarına boğabilir. Bir insanın sana aşık olmasını sağlayan altı sözcük vardır. Güçlü bir adamın iradesini kıracak on sözcük bulunur. Ama sözcük dediğin, bir ateşin resminden fazlası değildir. İsimse ateşin ta kendisidir." 
-s.685/686


"Bilgelik cüretkarlığı bastırır." 
-s.690